| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Harman köşesinde yayınlanmıştır" 10.12.1996 M.Sinan Oymacı - netyorum.com / Sayı: 85

DELİ DUMRUL

Dede Korkut hikayeleri’ni, hemen hemen hepimiz duymuşuzdur. Bu hafta, sizlere, hikayelerin içerisinde, en çok beğendiklerimden birisi olan; “Deli Dumrul” ‘u aktarmak istiyorum. Bilgi teknolojisi haftalık gazetesinde, bunun yeri olur mu, diyerek kendinize sormayın. Eğer, öyküyü bilmiyorsanız, okuduktan sonra, karar verin. Biliyorsanız, ne mutlu size. Kıssadan hisse çıkarabilirsiniz, demektir.

Öykümüzün gerçek adı; “Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Hikayesi”.

Oğuz’da, Duha Koca Oğlu Deli Dumrul derler bir er vardı. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı; geçenden otuz altın üç akça alırdı, geçmeyenden döve döve kırk akça alırdı. Niçin böyle yapardı? Derdi ki:

“Benden deli, benden güçlü kimse varsa çıksın, benimle savaşsın da, benim erliğim, kahramanlığım, yiğitliğim, Rum’a, Şam’a gitsin, yayılsın”.

Ben, öykünün devamını aktarmayacağım. Merak edenler, Deli Dumrul’u üç farklı kaynaktan temin edebilirler. İlki, Varlık Yayınları, ikincisi Milliyet Yayınları, üçüncüsü de Yapı Kredi Yayınları.

Öyküde benim hoşuma giden, kuru çay üzerine köprü yaptırıp, geçenden de para almak, geçmeyenden de. Şimdi, bazı gelişmelere bakınca, çevremizde, bunlardan ne kadar çok olduğunu görebiliyorum. Türkiye dışındaki pek çok ülkede bunlara çözüm üretilebiliyor. Bizde ise, maalesef, beraber yaşamak zorunda kalıyoruz. Bari köprüyü büyütseler de, yeterince herkes faydalanabilse.

Atalarımız, “tarih tekerrür’den ibarettir” cümlesini boşuna söylememişler. Üstelik, bizim tarih olmasını kadar bile beklememize gerek kalmıyor. Çok kısa süre içerisinde, olayların tekrar ettiğini görebiliyoruz.

* * * * *

İnternet yurt dışı bağlantısına biraz değinelim. İnternet kullananlar için, “Ping” komutunun önemi büyük. Nasıl kullanacağınızı bilmiyorsanız belirteyim; Windows ’95 kullanıyorsanız, işiniz kolay. DOS komutuna çıkın ve

“ping test.edeceğiniz.adres -w 5000”

yazıp, Enter tuşuna basın. “test.edeceğiniz.adres” yurt dışında eriştiğiniz bir yer olabilir. Dört satır olarak size bir cevap dönecek. Bu cevaptaki; “time= ….. ms” internet kullanıcıları için çok önemli. Normal internet erişimden 5000 parametresini kullanmamanız gerekiyor. Ancak, yurt dışı erişim o kadar yavaş ki, sisteme 5000 ms kadar beklemen gerekebilir demek zorundasınız.

Windows for workgroups, Macintosh veya başka bir sistem kullanıyorsanız, sisteme özgü ping komutunu kullanmanız gerekecek.
Amerika’da bu rakam, 100 ile 200 ms arasında olmalı ki, internet’ten gereğince yararlanabilesiniz deniyor. Benim yaptığım çalışmalara göre, bu rakam, Türkiye’den Amerika site’leri için en az 1000 ms, en çok belirsiz. Türkiye site’leri için, en az 200 ms, en çok 400 ms. Türkiye içerisinde, 800’lü hatların düşmemesi, modemlerin cevap vermemesini bir kenara bırakırsak, çok kötü olmayan bir hız mevcut. 

İnternet kullanıcılarının ortak şikayetini iletiyorum. “Yurt dışı erişim çok kötü”. Dikkat ettiyseniz, “Kötü” denmiyor, “Çok kötü” deniyor. Sonuçta herkes yurt dışı için aynı servisi kullanıyor ve sistem yavaş. Düzeleceğinden ümitli miyiz? Buna yanıt vermek çok zor. Çünkü, sistemi düzeltmek için kapasite artışına gidilirken, kullanıcı adedi de artıyor. Herkes şikayetçi. Düzeltmek için birşeyler yapılması gerekiyor.

* * * * *

Haftanın iki filmi de, sistemi sorgulayan, adalet konusunda sorular sormamıza yol açan filmler.

Bir anlık hata, tüm yaşamınızın değişimine nasıl yol açar?

“Sleepers - Kardeş Gibiydiler” haftanın ilk filmi, bu sorunun yanıtını veriyor. Filmin, afişlerinde de; “Bir hata yaptılar. Hayatları sonsuza kadar değişti” ibaresini görmeniz olası. Filmin yönetmeni, Barry Levinson. Başrollerde, Brad Pitt, Robert De Niro, Dustin Hoffman, Kevin Bacon ve Jason Patric yer alıyorlar.

Gençlerin eğlence maksadıyla başlayan şakaları, sonuçta tüm yaşamlarını derinden etkileyecek, bir kabus haline dönüşüyor. Bütün ailelerin seyretmesi, çocukların izlemesi gereken bir film.

İkinci filmimiz, “A Time To Kill - Öldürme Zamanı”. Joel Schumacher’in yönettiği filmde, başrolleri, Sandra Bullock, Samuel L. Jackson, Matthew McConaughey ve Kevin Spacey paylaşıyorlar. Film, John Grisham’ın romanından, beyazperde’ye uyarlanmış.

Bazı filmler vardır. Sonun bir an önce gelmesini dilersiniz. Nasıl sonuçlanacağını merak edersiniz. Bu film, o türden. Filmin sonunda, yönetmen, izleyicilerin düşüncelerini haksız çıkartmıyor ve istenilen sonla bitiriyor. Amerika’daki beyaz, zenci ayrımını gözler önüne seren, “Ku Klux Klan” ‘ın neler yapabileceğini açıklayan, adalet’te nelerin tartışılabileceğini vurgulayan bir film. İzlemenizi öneririm.

* * * * *

“Biz, yapabileceklerimizi düşünerek, kendimizi değerlendiririz. Başkaları ise, yaptıklarımıza bakarak bizi yargılar.” Amerikalı yazar, Henry Wadsworth Longfellow (1807-1882) böyle demiş.

M.Sinan Oymacı
TRIO Çözüm Evi Bilişim Hizmetleri A.Ş.
elektronik posta: sinanoym@triosh.com


Yorum Ekle Yorumları Listele
85. Sayı önceki yazı 85. Sayı sonraki yazı
Geçmiş Zaman Olur ki Önceki Yazı Geçmiş Zaman Olur ki Sonraki Yazı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye