| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Harman köşesinde yayınlanmıştır" 25.02.1997 M.Sinan Oymacı - netyorum.com / Sayı: 90

DOSYA BEDELİ

Özellikle kamu kuruluşları herhangi bir konuda ihaleye çıktıklarında, ihale şartnamesini belli bir bedel karşılığında veriyorlar. Bu bedeli yatırarak, ihale dosyasını alan firmalar, ilgili satış görüşmelerine katılabiliyorlar. Bunun bir avantajı, herşey gayet iyi tanımlanmış. Ne satacağınızı biliyorsunuz. Şartları yerine getiriyorsanız, ihaleye katılıp, sonuçlanmasını bekliyorsunuz.

Özel kuruluşlara bakarsak henüz bu aşamada değiliz. Uygulanan yerler var olsa da, heryerde bu uygulama mevcut değil. Yapılan en güzel uygulama; bilgi işlem sistemi kurabilecek firmaları karşılarına alıp, bila bedel, nasıl bir sistem kurulacağı konusunda danışmanlık almak. Bu hizmetin karşılığında ne kadar, gerçekten kendi ihtiyaçlarını görecek bir sistem alacaklarını bilmiyorlar. Satıcı firmaların da bu danışmanlık hizmeti sonucunda, satış fiyatlarının bir yerinde, bunu telafi edeceğini de, üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyorlar. Ancak, yeterli kadro olmadığı ve dışarıdan bir danışmanlık firmasına da bedel ödemek istemedikleri için, buna katlanıyorlar. Halbuki, üçüncü bir şirket devreye girse ve bir dosya hazırlasa, satın alım işi ne kadar kolaylaşacak.

Geçenlerde, bu konu üstüne düşünürken, biraz daha ileri giderek, sistem satın alacak firmanın, satıcı firmalardan, para da isteyebileceği aklıma geldi. Öyle bilgisayar firmaları var ki, müşteriye mal satışını ufukta gördüler mi, ne harcayacaklar, yapacakları bu çalışma sektöre ne getirir düşünmeden, herşeyi hazırlarız, ihtiyaçlarınızı belirleriz, konumuna geliyorlar. Bu durumda, sistem satın alacak firmalar şunu diyebilirler; “Sistemi sizden satın alabiliriz, ancak, önce bizim şirketimizi inceleyin, ihtiyaçlarımızı belirleyin, bunu yapmak için de, şu kadar bedel ödeyeceksiniz.” Bir başka deyişle, şu anda, ücretsiz yapılan işler için, ayrıca para verilecek.

Bu neyin bedeli? Sistem satılacak firmadaki elemanların, bizimle çalışmak için ayıracakları zamanın bedeli.

Doğal olarak, bu işin fantezisi. Bu aşamaya gelmeden, yapılacak ön satış görüşmesindeki çalışmaların dahi, bir bedeli olduğu konusunda, kişileri bilinçlendirmemiz gerekiyor. Yoksa, para kazanmak daha da zorlaşacak.

* * * * *

“People vs. Larry Flynt - Larry Flynt, Skandalın İsmi” filmi, bu hafta gündemimizde. Filmin yönetmeni, “Amadeus” filminden de anımsayacağınız; Milos Forman. Başrolleri, “Natural Born Killers” filminden anımsayacağımız, Woody Harrelson, Courtney Love ve “Primal Fear” filminden tanıdığımız, Edward Norton paylaşıyorlar.

Film, Amerikan “Hustler” dergisi ve “Flynt Publications” sahibi, Larry Flynt’in yaşam öyküsünü ve verdiği mücadeleyi anlatıyor. Seks fotoğraflarını yayınlayan bir derginin sahibi olarak, kişilerin, diledikleri konuda düşüncelerini söyleyebileceklerini savunuyor. Paranın verdiği güç, uç noktalarda farklı yaşam tarzı ile, kendine özgü savunma mekanizması bir araya geldiğinde, mahkemelerde dolaşmak zorunda kalıyor. Derginin gerçek çıkışını, Jackie Onassis’in çıplak fotoğraflarını yayınladıktan sonra yapıyor. Pazardaki diğer dergilerin yayınlamadığı türden fotoğraflarda buna eklenince, yükseliş sürüyor. Bu arada sürekli mahkemelerde, sansür konusunda mücadele vermek zorunda kalıyor. Sonunda, bir kişi hakkında yayınladığı yazı ile son noktaya ulaşılıyor.

Özellikle mahkeme sahnelerinde komedi unsurunun ön plana çıkarıldığı, düşünce özgürlüğünün savunulduğu, duygusal sahnelere de yer verilmiş, izlenebilir, ilginç bir film. Amerika’da kişisel hakların nasıl değerlendirildiğini, bizimle karşılaştırmak için seyredebilirsiniz. Anımsatayım. Film, tutucu görüşe sahip olanlara göre değil.

* * * * *

1949’da Nobel ödülünü almış olan, Amerika’lı yazar William Faulkner’e ( 1897 - 1962) göre; “İnsanlar hakkında en hazin olay, her gün, kişilerin sekiz saat çalışmasıdır. Bir gün içerisinde sürekli olarak sekiz saat boyunca, yemek yiyemezsiniz, herhangi birşey içemezsiniz, hatta aşk ta yapamazsınız. Yapabileceğiniz tek şey, çalışmaktır. Herkes bu sebeple, umutsuz ve mutsuzdur.”

Çalışmanın bu kadar kötü olduğunu daha nasıl aktarabilirdi ki? Bu konuda sizlerin görüşü nedir?

M.Sinan Oymacı
TRIO Çözüm Evi Bilişim Hizmetleri A.Ş.
elektronik posta: sinanoym@triosh.com


Yorum Ekle Yorumları Listele
90. Sayı önceki yazı 90. Sayı sonraki yazı
Geçmiş Zaman Olur ki Önceki Yazı Geçmiş Zaman Olur ki Sonraki Yazı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye