| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Harman köşesinde yayınlanmıştır" 27.01.1998 M.Sinan Oymacı - netyorum.com / Sayı: 86

TERSİNE GÖÇ

Geçtiğimiz günlerde, üniversitelerimizden birisinde gördüğüm bir duvar ilanı, dikkatimi çekti. Yurt dışındaki bir bilgisayar şirketi, yurt dışında, eğittikten sonra görev vermek üzere, mezun olacak öğrenciler aramaktaydı. İlanın üzerinde, bir öğretim üyesinin el yazısı ile notu vardı. “Çok iyi bir fırsat. Kaçırmayın”

Ondan sonra, beyin göçü olmaz mı? Tabii ki, olur. Tam bunları düşünüyorken, basında okuduğum bir başka haber dikkatimi çekti.
Büyük holdinglerimizden birisinin Bilgi Teknolojileri bölümünün başına yurt dışından bir yabancı getirilmiş. Bu kararın nasıl alındığını çok merak ediyorum. Bizim bilgi işlemcilerin ne sorunu var, acaba?

Bir yandan yurt dışındaki firmalar bizden eleman almaya uğraşırken, bir yandan da, yurt dışından kişiler Türkiye’ye çalışmaya geliyorlar. Belki de şöyle bir gerçek var. Bizdeki kişiler daha çok teknik seviyedeler. Yabancıların yöneticilik özellikleri daha fazla. Bunu da kabul etmek olası değil. Çünkü, Türkiye’de bilgi teknolojisi sahasında faaliyet gösteren dış kaynaklı şirketlerin kadroları Türklerden oluşuyor ve başarılı çalışmalarda yapıyorlar. Hatta, Türk kaynaklı şirketleri devre dışı bırakmak için, politikalar üreterek, uygulamaya da alıyorlar. Bu durumda, sorun burada değil.

Bazı özel uygulamalarda bizden daha fazla tecrübeli olduklarını kabul etsek bile, çalışacakları kadrolar, iş yapacakları firmalar bizden. Bunun üstüne birde dil problemini eklerseniz, işleri kolay değil. En büyük avantajları, yabancı olmaları. Devreye alınacak uygulamalar, şirket politikalarındaki değişiklikler, onların ağzından söylenince, itiraz edilme olanağı azalıyor. Aynı yetki ve olanaklar kime verilse, çok farklı sonuçlar elde edilmez. Özellikle uzun dönemli planlar yapıldığında uygulama olanağı verilse, sorunlar azalır. Ancak, bizim şirketlerin daima zamandan yana sorunları vardır. Hep, yapılması gereken işlerin dün bitmesi gerektiğinden söz ederler. Yabancı bir ismin önerdiği zaman planı ise, fazla sorgu suale gerek duyulmadan, uygulamaya alınır.

Tam bir çelişkiler yumağı. Getireceklerinin, götüreceklerinden fazla olmasını dilerim.

* * * * *

Geçen hafta, Ulaştırma Bakanlığınca oluşturulan “İnternet Üst Kurulu” ‘ndan söz edeceğimizi belirtmiştik. İnternet Üst Kurulu üyelerinin tam listesini, “http://kurul.ubak.gov.tr/uyeler.html” adresinden bulabilirsiniz. Ancak, dikkatimi çeken bir noktayı da belirtmeden geçemeyeceğim. Kurul üyelerinin nasıl saptandığını anlayabilmiş değilim.

Bakanlıkların temsilcilerinin dışındaki üyeleri, kanımca, Türkiye’de İnternet’le biraz yakından ilgilenen herkesin tahmin edebileceğini düşünüyorum. Kurul üyelerinin pek çoğu, zaten görüşlerini her platformda dile getiren ve düşüncelerinin ne olduğu bilinen kişiler.

Farklı görüşlerin dile getirileceği bir çalışma ortamı olacağını zannetmiyorum. Sadece, bakanlığa daha çabuk görüş bildirme olanağı elde edildi. Ayrıca, kullanıcıları temsil edecek kimse de yok. Acaba, onlar ne düşünüyor? Kim olabilirdi derseniz, pek çok isim verilebilir. Yeter ki araştırılsın ve sorulsun. Bunun yanında, içerik sağlayıcı ve servis sağlayıcı temsilcilerinin de, daha fazla olması gerekiyordu.

* * * * *

“Copland - Güçlüler Bölgesi”. Yönetmen, James Mangold. Sylvester Stallone, Harvey Keitel, Ray Liotta ve Robert De Niro başrolleri paylaşıyorlar. Başrollerdeki sanatçılara baktığınızda, sağlam bir filmle karşılaşacağınızı tahmin etmeniz zor değil. Bu tahmininizde de yanılmadığınızı, filmin sonunda anlayacaksınız.

Stallone’nın, sadece polislerin yaşadığı ve her yeri polislerin işlettiği şehirde, işitme güçlüğü olan bir şerifi oynadığı filmde, polis, mafya ilişkisini, güç sahibi olma, herşeyi kontrol etme hırsına sahip kişileri izleyebilirsiniz. Çıkarların korunması için neler yapılabileceğini, entrikanın her türlüsünü görmek olası.

Güzel bir polisiye film. İzlenebilir.

* * * * *

İngiliz filozof ve yazar, Francis Bacon’a (1561-1626) göre, ”Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve herşeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!”

Buna eklenebilecek ne var ki? Okumanın amacı daha nasıl ifade edilebilir?

M.Sinan Oymacı
TRIO Çözüm Evi Bilişim Hizmetleri A.Ş.
elektronik posta: sinanoym@triosh.com


Yorum Ekle Yorumları Listele
86. Sayı önceki yazı 86. Sayı sonraki yazı
Geçmiş Zaman Olur ki Önceki Yazı Geçmiş Zaman Olur ki Sonraki Yazı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye