| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

"Harman köşesinde yayınlanmıştır" 25.05.1999 M.Sinan Oymacı - netyorum.com / Sayı: 33

İŞİN KART'I ÇIKTI

Bir atasözü vardır. “İşin suyu çıktı” denir. Ben de son dönemde ortalıkta dağıtılmaya başlanan kartları görünce, “İşin kart’ı çıktı” demeye başladım.

Her şey geçtiğimiz günlerde bizimkilerle yaptığım bir sohbette belirginleşti. Seyahate çıkmak için araştırma yaptıkları sırada bir turizm acentasına gidiyorlar. Çeşitli tur seçenekleri fiyatları ile birlikte öneriliyor. Ardından eğer acentanın müşteri kart’ına sahiplerse %10 indirim yapıldığını belirtiyorlar. Doğal olarak bizimkiler hemen soruyor; “Kart’ı almak için ne yapacağız?”. Prosedür çok basit. “Form doldurup veriyorsunuz. Ayrıca bir ücret ödemiyorsunuz”. Kafalar karışıyor. Sadece bir form doldurup verdiğinizde %10 indirim. O zaman bu kart ne işe yarar?

Bunu dinledikten sonra dikkat etmeye başladım ve gördüm ki sonunda kart enflasyonuna doğru gidiyoruz. Her şirket müşterilerine bir kart veriyor. Adları farklı olsa da içerik aynı. Bilgilerini bana ver, kart al, ben de sana indirim yapayım. Kart’tan geçilmiyor. Benim kart’ım seninkinden iyi.

Bunun bir diğer adı da müşteri memnuniyeti takibi. Topladıkları bilgilerden yola çıkarak size özel promosyon yapacaklar. İyi olur inşallah. Çünkü pek bir ayrıcalık görünmüyor.

Bir başka sorun ise firmaların kendilerindeki kart bilgilerini başka organizasyonlarla paylaşmaları. Bir firmanın kartına sahipseniz, bir süre sonra aynı gruptaki bir başka şirketten pazarlama ile ilgili bir posta alabiliyorsunuz. Halbuki sizin bilgilerinizi başkalarına vermemeleri gerekir. Bir süre sonra bu konuda yasal işlemler yapılmaya başlarsa hiç şaşırmayın.

* * * * *

“8 MM - Sekiz Milimetre”. Joel Schumacher’in yönettiği filmde başrolde Nicolas Cage yer alıyor. Cage’in dışında pek çok oyuncu da filme sürekli girip, çıkıyor. Ancak tüm yük Cage’in üstünde ve Cage bunun üstesinden başarı ile kalkıyor. Bilindiği gibi Cage 1996’da “Leaving Las Vegas” ile en iyi erkek oyuncu Oscar ödülünü almıştı. Yazar, “Se7en” ve “The Game” filmlerinden anımsayacağımız Andrew Kevin Walker.

Zengin bir ailede kocasının ölümünden sonra kasasında bir “Snuff film” bulan hanım filmin gerçek olup olmadığının anlaşılması için bir detektif kiralar. Kişilerin öldürülürken filme alınması ile ortaya çıkan bir türden söz ediliyor. Cage’in görevi filmdeki kızın gerçekten öldürülüp, öldürülmediğini ortaya çıkarmak. Bu amaçla yer altı dünyasının içine girer ve araştırmalarına başlar. Porno dünyasının en uç noktalarında yaşayan kişilerin arasında dolaşmak kolay değildir.

Bilinmeyen bir dünyanın kapılarını bir miktar aralayarak rahatsız eden görüntüler eşliğinde sunan bir film. Herkese göre değil. Güzel bir gerilim ve macera filmi.

Max California’nın bir sözü filmi özetliyor; “Şeytanla dansettiğinde şeytan değişmez. Şeytan seni değiştirir.”

* * * * *

Fransız hicivci Jean de La Bruyere (1645-1696) ‘dan bir alıntı. “Gelenekler, yorgunluk ya da perhizler yüzünden zevklerden mahrum olanların ilk işi, bu zevklerden ötürü başkalarını suçlamak olur”.

Her zaman doğru olmasa da genelde geçerli bir söz.

M.Sinan Oymacı
TRIO Çözüm Evi Bilişim Hizmetleri A.Ş.
elektronik posta: sinanoym@triosh.com


Yorum Ekle Yorumları Listele
33. Sayı önceki yazı 33. Sayı sonraki yazı
Geçmiş Zaman Olur ki Önceki Yazı Geçmiş Zaman Olur ki Sonraki Yazı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye