| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

06.12.2005 Tülay Çellek - netyorum.com / Sayı: 165

MERKEZ NEREDE OLMALI?

Dersimde göstereceğim saydamları seçerken; “bundan fikir üretilir, bundan soru sorulabilir, bundan öykü kurgulatabilir , bundan sorulara yanıt aranabilir, bu eleştirilebilir. Bundan öneriler üretilebilir,” diye seçiyorum. Hakikaten ilk soruları kafamda oluşturarak hazırlık yapıyorum. Atölye de yaşam esnasında, bu soruların dışında da soru üretebiliyorum, aynı saydam üzerine. Hatta bazen kendime şaşıyorum. “Bunu önceden düşünmedim” diye. Üstelik Aynı saydam üzerinden farklı sınıflarda farklı sorular da sorabiliyorum. Çünkü öğrencilerimin özelliklerini öğreniyor-biliyorum.

Olayın bir başka boyutu - yüzü de var. Dersimde belirli bir süreden sonra yönetimi öğrencilere devrediyorum. Görüyorum ki öğrenci benden farklı sorular üretiyor. Zaten yönetimi vermemdeki esas nedenlerden birisi de budur. Birbirlerini daha iyi tanıdıklarından benden farklı olarak, ayrıntıda soru üretebiliyorlar. En önemlisi de yaşlarına göre soru üretmeleri. Yani ihtiyaçlarına göre soru üretiyorlar. Bazen benim gereksinmemle onların ki farklı oluyor.

Öğrencinin yönetimindeki bir derste; gösterilen saydamda eve benzer bir biçim -form vardı. Yöneten öğrencim Reşat sordu, “nasıl bir çatıda yaşamak istersiniz?” İçimden aynen şunları düşündüm: “Ben olsaydım hangi evde - nasıl bir evde yaşamak isterdiniz, sorusunu yöneltirdim. Baştan kaybetti. Şimdi doğru dürüst yanıt alamayacak, dersin bu anı da boşa gidebilecek.” Verilen yanıtlardan sonra düşündüklerim: “iyi ki yönetimi öğrenciye devretmişim. Ben sorsaymışım dersin bu anı yeteri kadar değerlenemeyecekmiş. Doğru, benim yaştakiler ve yapıdakiler ev düşünür, ama gençler!?” İnanılmaz güzellikte, nitelikte çatı tasarımları çıktı. Meğer tüm hayalleri özgürce bir çatıda yaşamakmış, hatta tavanı cam olan… Tüm çatı milimetresine kadar tasarlanmış, rengine ve işlevselliğine kadar konuştular. Çok verimli bir dersti doğrusu.

“Günümüzde hasta hekim ilişkisinin ana eksenine hekimi değil hastayı oturtmak gerektiği kesindir.” ( Dr. Mustafa ÇETİNER) Aynı şekilde günümüz eğitiminde de öğrenciyi merkeze oturtmak kesindir… “Kişilik hakları hareketi ile paralel gelişen hasta hakları hareketi, hastanın kendi sağlığı konusunda kişisel tercihlerine önem verilmesini ve özerkliğine saygı gösterilmesini sağladı.” (Dr. BELBEZ…Aynı yazıdan) Aynı şekilde öğrenci hakları da var. Ve kendi kararlarını kendileri verebilmeliler. Böylece öğretmenin sırtında değil yanında yer almış olurlar. Birey olmak budur. Bu da yaratıcı olmanın ilk şartıdır. Düşünen, sorgulayan vb. insan… “Klasik tıp uygulayıcıları sadece ‘hastalığı’ değil, ‘o hastalığa yakalanan insanı’ ayırt etmeye başladığında…” ( Dr. M.Ç.)

Eğitimci, klasik eğitimde bilinen eski bilgiyi öğrenciye belletmekten öte - öncelikle öğrencinin kişiliğini kendi kişiliğinden farklı olduğunu kabul edip, ona “birey” muamelesi yapmaya başladığında çağdaş eğitime geçmiş demektir ki bu durumda yaratmanın ve ilerlemenin önü kapatılmamış olur.

Merkez nerede olmalı? Eğitimde öğrencide olmalı, eğitimci-akademisyende değil, ayrıca ezberlenen bilgide de değil. Tıpta hastada olmalı, hastalıkta değil… Bu örnekler tüm yaşama dağılır, dağılmalı.

“…Türk üniversiteleri her şeyden önce düşünce ve bilgi üreten kurumlar olma niteliğini yakalayamamış ana amaç ve uğraşı birikmiş bilgi ve meslek becerisini aktarmaktan öteye gidememiş…” ( Prof. Dr. Hasan YAZICI ) Demek ki salt bilgi yinelemesi değil, üretmesi gerekli eğitim kurumlarının. Bu da üniversitede başlamamalı. Çok önceden başlamalı. O yüzden üniversiteye gelindiğinde de değişen bir şey olmuyor.

“Üniversitelerimizin önde gelen görevi hep yerleşik bilgiyi sorgulamak veya yeni bilgi üretmek değil, bilineni aktarmak ve yaymak olarak görülmüştür.” ( H.Y. ) O zaman ne yapmalı? “…kalıpları sürekli sorgulayan, yeni fikirler, varsayımlar ve kuramları hem özendiren, hem üreten bireyler yetiştirmektir…”
( H. Y. ) Ne öğretilir, ne öğrenilir? “… üniversiteler öğrencilerine doğrunun ne olduğunu öğretmez, doğruları tartışmayı öğretirler; tek bir yolu göstermez, yolları aydınlatırlar…” Nasıl sanatçılar, nasıl bilim adamları gerekli? “…özgür düşünüp özgün ürün ( yapıt ) veren yaratıcı bilim insanları ( sanatçılar ), hür ve bağımsız düşünebilen hukukçular…” “… sorgulayan ve yaratan bireyler…” ( H. Y. )

Bilgiyi aynen aktarmak - yinelemek bizim ne işimize yarıyor? Yaşantımızı mı güzelleştiriyor? Daha kaliteli, nitelikli bir hayat sürmemizi mi sağlıyor? Zihinsel yetilerimizi mi ilerletiyor? Daha mı sosyal yapıyor? Yaratıcılığımızı mı geliştiriyor?

Önüne konanı sorgulamadan kabullenmek, var olan beynimizi yeteri kadar kullanmayıp merkezlerimizi ileri ülkeler yapmak, başkaları yapmak ne kadar sorunlarımızı içten, doğru, kısa zamanda çözüyor? Özgür olmayan bir yaşam vaadinden başka…”Vaatler Ülkesi” filmine gittiniz mi? Yaratıcı bilim ve sanat insanları, diğer alanların yaratıcı insanları ve yaratıcı yöneticilerimiz yoksa yarınlarda nasıl var oluruz?

Savaşları ne yener? Uygarlık - bilim, kültür, sanat ile karşı koymak. Kısacası doğru eğitim yener. Geriliğin, kötülüğün her türlüsünü de…

Sayın Dr. Erdal ATABEK’İN dediği gibi kaygının boyutu tartışılmalıdır, sevgiyi taşıdığımız kaygının durumu…

Korumak adına neler yapılır? Kaygı adına neler yapılır?… Bunun için de Sayın Tınaz TİTİZ’ den bir alıntı yapacağım. “spor şortları, kepleri gibi malzemeler üreten bir Avrupa firmasının keplerine taktığı karton etiketlerin üzerinde, bu kepin temel varlık nedeni şöyle yazılıdır (ve gerçekten de öyle olduğu tecrübeyle sabittir): "Amacımız basittir: sizi hiçbir şeyin -rüzgâr, yağmur, soğuk ya da sıcak- ferahlatıcılığı deneyimlemenizden alıkoymamasını sağlamak." http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?id=695 Biz ne yaparız korumak adına, duyduğumuz kaygı nedeniyle havayla, rüzgarla, yağmurla, sıcakla, ferahlatıcı her şeyle ilişkinin kesileceği bir şapka yapar çocuğumuza, öğrencimize takar, sonra da “bu çocuklar - gençler niye böyle, fikir yürütmüyor, düşünmüyor, kişilikli davranmıyor,” diye sorar dururuz…

Sorulara yanıt kadar soru sormayı da bilmek gerekir. Sayın Tınaz TİTİZ’ le bu konularda söyleşi yaptık…Sizlerle paylaşmaktan mutlu olacağım…

Saygı, sevgi ile…

Yararlandığım Yazılar:
“Alternatif Tıp Tartışmasına Katkı    “ Dr. Mustafa ÇETİNER - CBT
“Üniversiteler, Özgünlük ve Ulusalcılık” Prof. Dr. Hasan YAZICI - CBT

Öğr. Gör. Tülay Çellek
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi (SANTAS)
e-posta: tcellek@yildiz.edu.tr 
web: http://www.tulaycellek.com


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
165. Sayı önceki yazı 165. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı Yazarın Sonraki Yazısı
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2005 İstanbul-Türkiye