| Önsöz | Arama | Üyelik | Sohbet | Alış-Veriş | www.netyorum.com   
Ajanda
Seçtiklerimiz
Arşiv
Yazarlar
Yorumlar

Bölümler

Köşe Yazıları
Teknoloji
Sanat
Soru & Cevap
Dostluk & Sevgi
Eğlence
Geçmiş Zaman Olur ki

Konular

Sinema
Müzik
Kitap
Sözler
Oyunlar
Ürünler
Mekan
 
 
Reklam Fiyatları

İzleyici Mesajları

Elektronik posta :
bilgi@netyorum.com

 
 
Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek için tıklayın.

 
 
Açılış sayfası yapmak için tıklayın.

Sık kullanılanlar listesine eklemek için tıklayın.

 

Eski Sayıları

17.01.2006 Cemal Aksu - netyorum.com / Sayı: 167

AYLARDAN KASIM OLURDU, MEVSİM SONBAHAR...

Üniversitede ilk günlerimdi. Gölcük belkide en puslu akşamlarından birini yaşarken, arkadaşlarla her zaman gittiğimiz nargile salonunda tanımıştım onu. Bir arkadaşın ev arkadaşıydı. Yüzünün beyazlığı mı yoksa gözlerinin güzelliği mi etkilemişti beni bilmiyorum, ama gözlerimi bir türlü ondan alamıyordum. Kimi zaman nargile dumanın arkasına saklanarak, kimi zaman loş ışıklardan yararlanarak kısa aralıklarla tekrar tekrar süzüyordum. Bizleri tanımadığından olacak, konuşmaması hoşuma gitmişti. Tıpkı bana benziyordu. Susuyordu. İşte böyle hiç anlamadan apansız bir başlangıcı vardı ubudiyetimin. Nasıl yapmıştı yada ne olmuştu bilmiyorum ama çok kısa bir zaman sonra tamamen kölesi olmuştum. O ne kadar, “bende senin esirinim” dese de, ben bir köle, oda sahibimdi. Bu esaret gün geçtikçe ard arda ve karşılıklı yapılan fedakarlıklar sonrasında yerini kusursuz bir aşka bırakmıştı. Ama diğer arkadaşların yaşadıkalarını yaşamıyorduk. Yani aramızda hiç bir üryan gelişme olmuyordu. Bunu yapmak yerine yağmurda gezmeyi, gece sokakta dolaşıp, sabahı aramayı seviyorduk. Yada diğerleri gibi ailelerimiz gönderdiği paraları disko yada barlarda harcamak yerine, soğukta üşüyen sokak çocukalarına eşit şekilde pay etmeyi yeyliyorduk. Sabah olunca eve gidip, balkondan denizi seyretmeyi seviyorduk birde. Bu, anlattığım şekilde iki yılı aşkın bir süre devam etmişti...

Yine bir kasım akşamı yağmurda yürümüş, sokak çocukalarına yardım etmiş ve yollarda sabahlamıştık. Ama o sabahın ardındaki akşam bir başkaydı. Belkide ilk yanlızlığımı yaşamıştım o gece, belkide babamın ölümünden sonra ilk kez öyle sızlamış zavallı yüreğim. O olmasada yağmurda yürüyor, sokak çocuklarına yardım edebiliyor ve sabahı bulabiliyordum, ama hiç bir sabah o kadar güzel görünmüyordu bana.

İşte yine o bana güzel görünmeyen sabahlardan birinde, onun için yazdığım bir şiiri sizlerinde duymanızı istedim.

Aylardan kasım olurdu, mevsim son bahar,

Gecenin karanlığına bırakırdık kendimizi.

Sonra yağmur yağardı, ıslanırdı sokaklar

Islanırdık, yeniden yaşarken kaderimizi.

Sevdalılar gayri meskun bir sahili pineklerdi. Sanki kaybolmuş gibi sabahı arardık yollarda. Takım elbiseli şahir eşkiyaları ihtilasa giderdi. Cürümü olanlarsa, mimlenirdi karakollarda. Sokak çocukalrını üşüten bir rüzgar eserdi, serin. Dertlerini dinler, kapanmayan yaralarını dağlardık. Biri üşümekten yakınırdı, dolardı ışıldayan gözlerin. Ateşi körüklerdin önce, sonra ağlardın, ağlardık.

Nihayet güneş gösterirdi kendini, gün aydınlanırdı. Hayat kadınları ıslak kasıklarıyla sabaha yallanırdı. Geceyi aydınlatan fukara mumları tek tek sönerdi. Şehir eşkiyaları birşey olmamış gibi ihtilastan dönerdi. Sonra balkona çıkar, denizi seyrederdik uzun uzun, Olmayacak şeyleri hayal eder, dalardık derinlere. Ben bitmesini istemezdim bu kısa yolculuğumuzun, Sense hep karışmak isterdin, denize akan nehirlere. Zira nehirler denizlere akıyordu, denizler senin güzel şehrine. Sonunda aldandın, senin gibi asılsız İstanbul’un sahte zehrine. Sen gidince unutmayı denedim olmadı, üşüdüm sonra, sonra ürperdim. Seni belklemeyi denedim olmadı, düşündüm sonra, sonra boş verdim. Şimdi ise yüksek rakımlı bir tepedeyim, adına eğrelti bayırı denen. Burada henüz yaşanmamış nice sevda var, yaşanmayı bekleyen, bekleten. Birde sana aşık ruhum var, gitmene rağmen hala dönmeni isteyen. Aşılar var birde, sen ve senin gibileri beklemekte direnen, direndiren. Bekliyorum işte, önce Allah’a, sonra döneceğine inanarak Belki bir rüzgarla, belki yağmurla, belki karla, gelirsin bir gün. Belkide o güzelim şehrin zehrini zehirleyenlere bırakarak, belki hiç beklenmedik bir anda ansızın bir firarla, kim bilir? Gelirsin birgün...

Sonra aylardan kasım olur, mevsim sonbahar. Gecenin karanlığına bırakırız kendimizi. Sonra yağmur yağar, ıslanır tüm sokaklar, VE YENİDEN YAŞARIZ KADERİMİZİ...

Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın...

Cemal Aksu
e-posta:cemalaksu85@mynet.com


netyorum.com: (Bu metnin elektronik, basılı veya görsel yayın organlarında tamamen veya kısmen yayınlanması yazarının yazılı iznine tabidir. Aksine davranılmaması önemle rica olunur. Alıntı yapılmadan bu sayfaya link verilmesi için herhangi bir izin gerekmemektedir.)


Yorum Ekle Yorumları Listele
167. Sayı önceki yazı 167. Sayı sonraki yazı
Yazarın Önceki Yazısı  
Her hakkı saklıdır. All rights reserved. netyorum.com © 2000-2006 İstanbul-Türkiye